Ad

Psikoloji

Tarih : 16 Mayıs 2017 | Yazar : Cansu Torun

0

Bir Annenin Doğuşu-2: Bir Anne Büyüyor

 

New York Times’dan The Birth of  a Mother isimli makalenin ikinci bölümünün çevirisini ve adaptasyonunu ben  devralıyorum. Yazının ilk kısmı için tıklayınız.

İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları’ndan çıkan Bir Annenin Doğuşu adlı kitap, anne olmayı Anne Olmaya Hazırlanmak, Bir Anne Doğuyor ve Bir Anne Uyum Sağlıyor başlıkları altında ele alır. Ve Bir Kadın Ne Zaman Anne Olur? sorusunu tartışır. Kitap bu sorunun cevabını şöyle verir:

“Yeni (annelik) kimlikleri hamileliğin bir noktasında başlayabilir, bebeğin doğumundan sonra daha bütünsel olarak ortaya çıkar ve daha sonra evde birkaç ay bebeğe bakım verdikten sonra kadının kendi gözünde anne olduğunun farkına varmasıyla tüm gücüyle ortaya çıkar. Bu farkına varışın her aşaması doğaldır, ancak her aşamada annelik kimliğine yeni bir şeyler eklenir.”(Stern, Stern & Freeland, 2013).

Yazıya annelik sürecindeki 5 önemli dinamiğin geri kalan 3ünü anlatmaya ve aktarmaya çalışarak devam edeceğim.

  1. Fantazi-Gerçeklik:

Londra Üniversitesi Anna Freud Merkezi psikanalitik araştırmalar fakültesi başkanı psikanalist Joan Raphael-Leff, bebeğin anne karnına düştüğü anda, kadının yani anne adayının hayalindeki bebeğe dair hislerinin oluştuğunu anlatır. Psikanalist Françoise Dolto’nun da dediği gibi “O, (çocuk) doğumdan önce bile vardır.” Hamilelik ilerledikçe, kadın hayalindeki çocuğun hikayesini oluşturmaya başlar ve bebeğe gelecek için olan umutlarıyla duygusal yatırım yapar.

Kadınların hamilelik ve annelik fantazilerinde bu gözlemlerin önemli yeri vardır. Her kız çocuğu yaşamının başından itibaren annesini, arkadaşlarını, çevresindeki hemcinslerini, toplumsal ve kültürel etkenleri gözlemler.  Bu fantaziler -gerçeklikle uyuşmadığında-, anneyi büyük bir hayal kırıklığına uğratacak kadar güçlü olabilir.

 

  1. Duygu Girdabı ve “Yeterince İyi Annelik”:

Mary Cassatt-Breakfast in bed (1897)

Her kadının kafasında bir ideal anne temsili vardır. Bu anne her zaman neşeli ve mutludur, çocuğunun ihtiyaçlarına her zaman öncelik verir. Çoğu kadın bu ideal anne temsili ile kendini karşılaştırır ve ne yazık ki bu anneyle boy ölçüşmek çok zordur, çünkü bu anne gerçekdışıdır. Fakat bazı annelerde bu ideal anne temsili o kadar güçlüdür ki, “yeterince iyi anne” olmayı (çocuk doktoru ve psikanalist Donald Winnicott’ın geliştirdiği bir kavram) kabul etmek bir yetersiz ve eksik olma/bırakma hali olarak görülebilir ve mükemmel anneliğe ulaşma çabası yoğun utanç ve suçluluğa neden olabilir.

Günümüzde sosyal medyadaki birçok süper annenin (supermom) profilinin, annelik temsilini bazı açılardan olumsuz etkilediğini söyleyebiliriz: besleyici, düzenli, seksi fakat mütevazi şekilde aynı anda birçok işi yapan (iş hayatına devam etmek, mutlu çift ilişkisi sürdürmek, hamile yogasına gitmek, bebeğinin bakımıyla ilgilenmek, annelik ile ilgili birçok kitap okumak vb.) ve süt sızan memelerinden, kirli bebek bezlerinden ve uyku eğitiminin düzensizliğinden etkilenmemiş gözüken bir “mükemmel bir anne”.

Diğer yandan birçok anne ve anne adayı, kapalı kapılar arkasında, bebeğiyleyken ve/veya kendiyle başbaşa kaldığında kaygı, hayal kırıklığı, suçluluk, utanç, rekabet, bıkkınlık, eski günlere özlem duyma, kaybolmuşluk hissi ve hatta kızgınlık ve korku (yargılanma gibi) gibi yoğun ve olumsuz duygular da yaşar. İşin kötü yanı anneler bunların ne kadarının başka anneler tarafından da yaşandığını bilmezler ve bunları konuşmaktan kaçınırlar. Yeni bir annenin bu karmaşık ve yoğun hislerine kulak verelim:

“Hastaneden bebeğimle eve dönerken, arabada arka koltukta oturdum. Onu izlerken, birden tiz çığlıklarla ağlamaya başladı. Yardım edebilecek hiç kimse yoktu, ne bir hemşire, ne arkadaşlar ne de başka anneler. Şok içinde fark ettim ki, ona bakacak kişi bendim. O benim bebeğimdi ve ne yapmam gerektiğini bilmeliydim. Onu sakinleştirmeye çalışsam da, aynı zamanda bir korku dalgası geçti içimden.” (Stern, Stern & Freeland, 2013.)

Anneliğin duygusal girdabı içinde iken, annelerin kendilerini proje anneye dönüştürmek, dışarıdan bilgi alma çılgınlığına kapılmak yerine kendi anneliklerini keşfetmeye ve kendi iç dünyalarında olanları anlamlandırmaya çalışmalarının, dönüşüm ve geçiş süreci açısından daha faydalı ve tutucu olacağını düşünüyorum.

  1. Doğum sonrası depresyon:

Carlton Alfred Smith – A Mother and her Baby (1916)

Kadınlar doğum sonrasında -özellikle loğusalık döneminde- sıklıkla yanlış bir ikilik içinde bırakılıyorlar: doğum sonrası depresyon yaşamak ya da anneliğe zorlanmadan geçmek.

Doğum sonrası depresyon annelerin %10-15’ini etkileyen, buna rağmen çoğu zaman farkına varılmadığı için tanı konul(a)mayan ve tedavi edil(e)meyen bir halk sağlığı konusudur. Doğum sonrası depresyon yaşayan anneler dışındaki bir grup anne de aslında anneliğe geçişte oldukça zorluk yaşıyor olabilirler.

Gerginliğin nedenlerini bilmek ve bu nedenler hakkında bir başkasıyla rahatça konuşabilmek, uyumlu/uyumlanmış bir anneye dönüşmek açısından önemlidir. Bunları yapmak yeni annelere yol gösterecek ve anneliğe geçiş sürecinde yaşananların ciddi bir duruma işaret ettiği durumları ayırt etmekte yardımcı olacaktır.

Çevirinin sonuna gelmişken, yazımızın kapanışı ‘Bir Annenin Doğuşu’ kitabında okuduğum bir bilgiyi paylaşarak yapmak istiyorum. İçinde sıra dışı kariyerleri olan annelerin de olduğu çocuklu kadınlara, hayatlarında en çok neyden gurur duydukları sorulduğunda, “Çocuklarım, çocuklarımın annesi olmak.” yanıtı alınmış. Stern’ün dediği gibi, “Annelik zihinselliğinin doğuşu kaçınılmaz olarak bir gün bu soruya neredeyse tüm kadınların aynı şekilde cevap vermesine neden olacaktır.” Madem öyle, bize de tüm annelerin ve anne adaylarının anneler günü kutlamak düşer. Gününüz kutlu olsun, doğmuş ve doğmayı bekleyen tüm sevgili anneler!

Uzm. Klnk. Psk. Cansu Torun

 

Kaynaklar:

Liaudet, J. C. (1999). Çocuk Gözüyle Dolto Büyütmek. Güncel Yayınlık.

Stern,D. , Bruschweiler-Stern, N. & Freeland, A. (1999). Bir Annenin Doğuşu. İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları.

New York Times – The Birth of a Mother

Bizi takip edin:
10350

Etiketler : , , , , , ,


Yazar Hakkında

2007 yılında tam burslu olarak girdiğim İstanbul Bilgi Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nden, 2012 yılında mezun oldum. 2012-2015 yılları arasında İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde Çocuk ve Ergen Klinik Psikoloji programında yüksek lisans eğitimimi tamamladım. Yüksek lisans eğitimimin bir parçası olarak, 2013-2015 yılları arasında İstanbul Bilgi Üniversitesi Çocuk ve Ergen Danışmanlık Merkezi’nde çocuk ve ergenlerle psikodinamik yönelimli terapi çalışmaları yaptım. Bitirme projemi, babaların kızlarının psikolojik gelişimindeki etkisi üzerine yazdım. Şu anda Pavlov's Partner Psikolojik ve Eğitim Danışmanlık Merkezi'nde Uzman Klinik Psikolog ve Çocuk-Ergen Psikoterapisti olarak çalışmaktayım.



Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Back to Top ↑
  • Bizi Takip Edin!

    E-mail10k
    Facebook
    Google+1k
    http://pavlovspartner.com/bir-annenin-dogusu-2-bir-anne-buyuyor/">
    YouTube536
  • Facebook

  • Bize ulaşmak için resme tıklayınız.

    Psikolojik Danışmanlık için Arayın.

    Çocuğunuz veya kendiniz için psikoterapi, WISC-R ve WISC-IV testleri veya yurtdışı eğitim danışmanlığı randevu talebinizi ve sorularınızı bize ulaştırmak için resme tıklayın.

  • Instagram’da Bizi Takip Edin!

  • Twitter’da Takip Edin!

  • Son Yorumlar

    • Yükleniyor...
  • Bumerang

    Bumerang - Yazarkafe