Yasakların Psikolojik Etkisi

Aşk Hakkında Bilmeniz Gereken 18 Psikolojik Bulgu
01 March 2014
30 Mart 2014 Seçimleri’nde Seçmen Psikolojisi
30 March 2014
Yasakların Psikolojik Etkisi

 

Aslında herşey bir yasakla başladı. İyiliğin ve kötülüğün bilgisini taşıyan ağaçtan, yasak meyveyi yiyen Adem ve Havva, cennet bahçesinden kovuldular, ve şu an yaşadığımız mükemellikten uzak Dünya’ya düştüler.

İnsanlığın tarihçesi, Kuran’a, İncil’e ve Tevrat’a göre bir yasağın delinmesiyle başlar. Dolayısıyla yasaklar, insanın bu Dünya’da varoluş sürecinin başlangıç noktasıdır.

“Yasaklar delinmek içindir.” diye geçiririz içimizden hayata daha isyankar ve düzen-sevmez bir bakış açısıyla baktığımızda. Kimimiz de yasaklara harfiyen uymaya çalışırız. Ama içimizde derinlerden bir ses, kırmızı ışıkta geçmenin, girilmez bölgeye girmenin ve yasaların tersine gitmenin hazzının başka bir yerde olmadığını fısıldar bize. Sanki o zihin fısıltısı Adem ile Havva’yı yoldan çıkaran ve yasak meyveyi yemeye ikna eden yılan gibidir. Koynumuza sokulur bazen ve bizi ikilemde bırakır, kendi kendimize sordurur: “Acaba yapsam mı?”

İçimizdeki Melek ve ŞeytanAdem ve Havva bir yana, biz insanoğlunun yaşamımız boyunca içselleştirdiğimiz yasaklar çeşit çeşittir. Devletin koyduğu yasalar çerçevesindeki kurallar ve yasaklar, anne-babalarımızın bize küçükken yasakladığı şeyler, bir de bizim kendimize yasakladıklarımız veya yasaklamaya çalıştıklarımız. “Bir daha asla sigara içme!” “Daha az ye!” “O kadına yan gözle bakma!” “Başkasının malına göz koyma!” Ama en zoru da insanın kendine koyduğu yasakları delmemesi için kendi kendini ikna etmeye çalışmasıdır. Her gün bir çatışmadır insanın içinde yaşadığı, kendisi için koyduğu idealler ile, sol omzundaki kötü meleğin fısıltıları bir türlü birbirine uymaz. ‘Dürüst, güvenilir, örnek alınası insan’ ile “günah işleme özgürlüğü”nü son raddesine kadar kullanmak isteyen insan (yoksa canavar mı?) arasında gidip gelir. Kısacası evdeki (ideal benlikteki) hesap, çarşıya (egoya) uymaz.

İnsanın yaşadığı yasaklara uyma ve uymama çelişkisini psikolojik araştırmalar nasıl açıklıyor? En az 1 aydır sadık bir ilişkide bulunan 42 üniversite öğrencisi bir psikolojik teste tabi tutuluyor. Bu psikolojik testte 2 ayrı ana grup var. 1. grup kontrol grubu: Bunlar deneyin manipulasyonuna maruz kalmıyor. Diğer gruba ise iki resim gösteriliyor. Bu iki resimden biri çok çekici birine ait, diğeri ise, Yasakların Psikolojik Etkisiortalama çekicilikte birine ait. Bu ana grupta da manipulasyona göre katılımcılar ikiye ayrılıyor: Bir gruptan çekici kişinin resmini gördüklerinde bilgisayarda bir tuşa basmaları daha sık istenirken (Bu gruba Çekici+ grubu diyelim.); diğer gruptan ortalama görüntüde kişinin resmini gördüklerinde bilgisayarda tuşa daha sık basmaları isteniyor (Bu gruba Çekici- grubu diyelim). “Peki bu araştırma ne ölçüyor ki diye sorabilirsiniz?” Kilit nokta şurada: Bu deneye tabi tutulduktan sonra, tüm gruplara eşlerini aldatma ve sadık kalmaya dair bir test uygulanıyor. Ve sonuçlar şunu gösteriyor: Çekici – grubu, yani test boyunca daha sık çekici resme bakmamaya uğraşarak doğru tuşa basmaya çalışan grup, test cevaplarında süregelen ilişkilerinden daha mutsuz, ve aldatmaya daha yatkın olduklarını belirtiyorlar. Yani bu araştırmanın sonuçlarına göre, kendilerini zorla çekici resme bakmamaya zorlayan grup, gerçek hayatta çekici bir kadın veya erkeğin peşinden koşmaya daha yatkındır diyebiliriz.

İlginç değil mi? Basit bir laboratuvar ortamındaki psikolojik deneyde bile, insanların kendilerini bir şeyden zorla mahrum bırakmaya çalışmaları, onların o kendilerini mahrum bıraktıkları şeyi daha çok istemelerine sebep oluyor. Türkiye’de de kitap yasaklarının daha şiddetli bir biçimde uygulandığı zamanlarda, insanların gizli gizli yasaklı kitapları elde etmeye ve okumaya çalışmaları ‘yasaklı zamanlar’ efsaneleri arasındaydı. Bugün ise twitter yasağının gelmesiyle, insanların twitter’a girebilmek için DNS ayarlarını evininin duvarlarına, tozlu arabalarına yazması, yasağın getirdiği hem yaratıcı düşünme gücünü, hem de karşı hareketi doğal olarak daha çok harekete geçirişini görebiliyoruz. Benim fikrimce bir şeyi popüler yapmak istiyorsanız, önce onu yasaklamalısınız. Dünya’nın en yaratıcı ve en etkileyici reklamlarını ortaya koymaya çalışan, ve istisnasız milyarlarca dolar kar eden sigara sektörünü düşünün bir kere: Eğer sizin gerçekten içmeyeceğinizi düşünselerdi, sizce sigarayı ‘yasaklı’ bir obje olarak size sunarlar mıydı?

Herkese kendi yasaklarını düşündüğü günler dilerim,

Ayşe Canan Altındaş

Facebook Yorumları
Ayşe Canan Altındaş
Ayşe Canan Altındaş
Washington University'de Psikoloji ve Ekonomi lisansımı tamamladıktan sonra Türkiye'ye döndüm ve yurtdışı eğitim danışmanlığı sektöründe bir süre çalıştım. Bilgi Üniversitesi'nde Klinik Psikoloji Yüksek Lisansı'mı tamamladım. Şu anda İstanbul'daki ofisimizde uzman klinik psikolog olarak ve Amerika'ya üniversite ve yüksek lisans başvurularında 6 senelik tecrübemi kullanarak adaylara profesyonel eğitim danışmanlığı hizmeti sunmaktayım. Bana ulaşmak için lütfen sitenin sağ üst köşesindeki sosyal medya veya e-mail butonlarından birini kullanınız.

10 Comments

  1. Aytaç says:

    Sigarayı farz yapsınlar, içmeyelim

  2. oyumben says:

    Sakız fabrikam olsa, üretilen sakızın adını “yasak” koyardım. Sloganı hazır: “Yasak çiğnenmek içindir.” 🙂 Bu arada her şey dengeye götürüyor bizi. Eninde sonunda dengede buluşuyor insanlık. Bu öyle müthiş bir denge ki, gücünü dengesizlikten alıyor. Bence her yasağa onu dengeleyecek bir güçle direnç gösterilecektir. Evren kanunlarıyla baş edilemez. Dualite vardı ve hep var olacaktır.

  3. zakire sema yar says:

    Merhabalar
    Öncelikle sizin de bilginiz olduğunu düşündüğüm ALTIN ORAN dan bahsetmek isterim
    Altın Oran doğada hemen her nesnede var olabilecek bir oran ve ilginçtir ki insanoğlu
    altın oran taşıyan objeleri daha çekici ve cazip bulmakta.
    yukarıdaki çekicilik deneyinde , deneklerin daha çekici görünmelerinin sebebi ALTIN ORAN bu orana en yakın insanlar daha güzel bir yüze ve fiziğe sahiptir. Bunun sonucu olarak insanlar bu oranı taşıyan karşı cinsine genetik faktörlerden ötürü (nasıl yani diyceksiniz bu oran karşı cinsle kendisine en uygun orjınal genlerle üreme ve devamlılık bilinci yaratmakta) karşı koyamadığı bir çekim hissettirmekte

  4. Tuğba says:

    Partnerimize karşı cinsleriyle dilediği gibi iletişim kurmalarını serbest kılsa insanlar,aldatma oranı da düşer 😉

  5. Baskılar toplumdaki en büyük örtüdür her zaman

  6. Ebru says:

    İyi günler Ayşe Hanım. Psikoloji öğrencisiyim. Dersim kapsamında bir araştırma yürütmek istiyorum ve burada bahsettiğimiz deney çok ilgimi çekti. Bu konuda çalışmak istiyorum. Rica etsem araştırmanın kaynağını paylaşabilir misiniz? Aradım ama bulamadım

  7. İyi günler dilerim,
    Ben de yasak ve belirsizliğin nöro-mekaniğinden biraz bahsetmek isterim:

    Yasağın cazip olması beynimizin en sevmediği gerilim olan belirsizlikte kalmasından kaynaklanıyor.
    (Medulla)Omurilik soğanı dünyayı tehdit ve kaynak olarak ayırmak ve buna göre canlılığını korumak için (yaklaş- kaç)için neredeyse otonom ve güçlü bir yazılıma sahip.
    Ancak hayatta birçok durum biz onları keşfedene kadar belirsizlik içeriyor. Belirsizlikte kalmakta insanoğlunu araştırmaya öğrenmeye ve keşfetmeye itiyor. Bizi gerçekte iten içerdeki bir doz kortisol (korku hormonu)ile dopaminin(ödül hormonu) tüm metabolizmamızda içsel gerilim yaratması. İyi ya da kötü hiçbir durumun belirsizlikte kalmasına dayanamayışımız bundan ileri geliyor.
    Amaç aslında yine belirsiz olanı ya tehdit ya da kaynağa çevirip buna göre pozisyon almak. Yani yaklaşacağız ve kaynağa sahip olacağız ya da uzak duracağız. Hatta sonuç bir kayıp haberi bile olsa kederini yaşayıp yarattığı gerilimi deşarj edeceğiz.
    Böylece medullanın başrolde olduğu bekaa güdüsü amacına ulaşacak. (Sanırım evrimin en önemli itkisi belirsizliği ortadan kaldırma arzusu gibi çıkıyor ortaya).
    Yukardaki deney cinsel güdülenmeyi içerdiği için ortaya çıkan hormonları(dopamin/ epinefrin/testestoron) sürdürme ve hazlarını kalıcılaştırma arzusu ile kısıtlayıcı ahlak(kortisol/ korku) çatışması yaşanıyor.
    Beynimizin güdüsel alanı(medulla) cinsel merak ve türün devamını yaratma güdülenmesi yaşarken biraz üstte olan orta beyinde yerleşik ahlak normlarını içeren duygusal bellek bu temel güdüye ket vurmaya çalışıyor.
    Tahmin edeceğiniz üzere duyguların güdüler üzerinde pek fazla şansı yok. Tıpkı rasyonel düşüncenin güçlü duygular üzerinde fazla şansı olmaması gibi.
    Benzer şekilde 2 yaşındaki bir çocuk için kapalı tutulan bir çekmecenin arkasında belirsizliği ortadan kaldırma ve stresi dindirme döngüsü yatıyor. Üstelik yine aynı hormonlar devrede ödül ve yaratıcılık anında devreye giren dopamin testesteron hatta adrenalin ve bunun yasaklanmış yani yapılması durumunda gelebilecek cezanın yarattığı korku (kortisol)
    Kazanan anne babanın dikkati dağıldığında açılan kapak ve keşif duygusu(tehdit ve kaynak ayrışması) ile içsel gerilimin deşarjı.

    • Merve says:

      Merhaba burak bey,
      Bende bu konu hakkında araştırma yapıyorum. “Bir yasakla karşılaşan beyin hangi süreçlerden geçer.” yukarıda yazdığınız konu yardımcı olabilecek tarzda, bu sizin yorumunuz mu ya da bir araştırma mi ? Araştırma ise nasıl bulabilirim? Yardımcı olursanız çok sevinirim.

Leave a Reply

Your email address will not be published.

Sizi Haberdar Edelim

Subscribe to our mailing list

* indicates required