Yetmeden Önceki Dönem: Çocukluk

Anne Baba Olmak: Dünya'nın En Zor ama En Anlamlı İşi
Anne Baba Olmak: Dünya’nın En Zor ama En Anlamlı Kimliği
29 Ağustos 2015
Iyi bir çocuk yetiştirmek için neler yapılmalı?
Iyi Bir Çocuk Yetiştirmek Için 6 Adım
28 Eylül 2015

Yetmeden Önceki Dönem: Çocukluk

Çocukluk Dönemi ile Ilgili Yazılar

 

fotograf 2-2Her çocuk büyümek ister ve her çocuğa sorulur: “Büyüyünce ne olmak istiyorsun?”. Bu soruyu sorduran şey, çocuğun ne olduğundan çok, ne olması gerektiği ya da ne olacağıyla ilgilenen, çocuğa ancak büyüdüğü zaman “tam bir insan” olabileceği algısını empoze eden ve tek “görevinin” büyümek olduğunu hatırlatan anlayıştır. İnsan olmanın en saf, en doğal hali çocuk olmakken, toplum neden çocukları bir birey olarak görmez? Çocukluk, hemen yaşanıp bırakılması gereken yetişkinliğe geçiş süreci midir? Çocukluğunu tam olarak yaşayamamış biri ne kadar yetebilir ve ne kadar yetişkin olabilir ki? Bizi biz yapan yaşanmışlıkların çoğu çocukluk dönemine aitken, çocukluk neden sadece terapide “inilmesi gereken bir dönem” olarak kalır? Çocukluk kaybedilince mi değeri anlaşılan bir şeydir? Nedir bu çocukluk?

Çocukluk nedir?Çocukluk, bebeklik ile ergenlik dönemi arasındaki sürece verilen isimdir. Türkiye’de 18 yaşına kadar tüm bireylerin çocuk olarak kabul edildiğini düşünürsek, yetişkinlik öncesindeki dönemin tamamına çocukluk dönemi diyebiliriz. Çocukluk dönemi, temel ihtiyaçların en baskın görüldüğü dönemdir ve bu ne olursa olsun değiş(tiril)memesi gereken bir gerçektir (Çocukluktaki ihtiyaçlar sağlıklı ve yararlı bir birey olabilmek için sağlık, beslenme, eğitim, sosyal bakım, din ve gelenek, gündelik yaşam bilgisi etrafında buluşur). Çünkü çocukluk algısı tarih boyunca toplum ve aile sistemindeki değişikliklerle değişse de, çocuğun tahmini biyolojik gelişim çizelgesi sabit kalmıştır. Çoğu çocuk, en geç 2 yaşında yürümek gibi kaba motor becerilerini kazanır, nesneleri eliyle kavrayabilme gibi ince motor becerileri gelişir, çevresine karşı farkındalığı artar, böylece şekil-zemin ve görsel-uzaysal becerileri gelişir. Yaşı biraz daha ilerleyince (beş yaş gibi) sıralama, aritmetik, okuma-yazma becerilerini kazanır. Tüm bu yetenekler çocuğun içinde hali hazırda var olan kapasiteden inşa edilir, diğer bir deyişle çocuk, becerileri (tohumları) ekilmiş olarak doğar. Eğitim ve uygun koşullar dahilinde bu becerileri normal seyrinde ortaya çıkarır ve hayata geçirir. Bu büyüme tablosunda, her çocuk bazı parçalarını (meme, tümgüçlülük illüzyonu gibi) kaybeder, bazı becerileri (sınırsız hayal gücü, yoğun keşfetme isteği gibi) zayıflar, bazı becerilerinde yetkinleşerek “yetişkin” olur.

Türkiye'de çocuk olmak ne demek?Türkiye topraklarında çocuk olmak, sözünü ettiğim “çocuk” ve “çocukluk” algısından fazlasıyla nasibini alır. Türkiye’de genel olarak çocuğun boş bir zihinle (tabula rasayla) doğduğuna ve bu yüzden korumacı bir tutumla yetiştirilmesi gerektiğine inanılır. Bu anlayış nedeniyle, çocuk, başta anne-babası olmak üzere yetişkinlerin denetiminde ve gözetiminde tutulan kişi olur. Hayata dair kalıpları olmayan ve her şeyi ayrı ayrı değerlendiren çocuk,  büyüklerin (aile üyeleri ve öğretmenler) yaptırımlarıyla karşılaşır. Yetişkinler ona belli davranış kalıplarını öğreterek, çocuğun çerçevesini çizerler. Çocuk birey olarak söz hakkı olmadığı ve henüz yetkin olmadığı için yetişkinlere karşı çıkamaz, kendi kendisinin öznesi olamaz. Muhtemelen kendi anne-babasına kuşaktan kuşağa aktarılan doğrular, ahlak kuralları, sosyal kurallar ve hayat bilgisi ile kişiliği yetişkinleştirilir. Çocuk, çocuklukta bu bilgileri sadece öğrenmeye çalışır, sadece alır, sorgulamadan, sorgulayamadan… Ergenlikte öğretilenlere karşı çıkışlar başlar. Sonra çocuk kendi hayatını kurma yolunda adım atar yavaştan, mesela üniversiteye şehir dışına gider. İşte o zaman kendisine öğretilenleri sorgulamaya başlar. Muhtemelen içinde bulunmaktan rahatsız olduğu bir kostüm içinde bulur kendisini, yetişkinlerin zamanında giydikleri şu kostüm. O noktadan sonra çocukluk dönemi biter artık, yetişkinlik başlar, yetkin olmak başlar, yetmek başlar. Ama yaşanmamış çocukluğa özlem hiç bitmez, içimizdeki çocuk da hiç ölmez.

İçinizdeki çocuğun hiç ölmemesi dileğiyle…

Uzm. Klinik Psikolog

Cansu Torun

Bunları Biliyor Muydunuz?

  • 18. yüzyılda çocukluk, 7 yaşından küçüklerin içinde bulunduğu dönemdir, çünkü o zamanlar ortalama insan ömrünün 23 sene olduğu ortaya çıkmıştır.
  • Sümer tabletlerinden elde edilen bilgiye göre baba ailenin geçiminden sorumlu ve otorite simgesiydi, anne ev işleriyle ve çocuklarla ilgilenirdi, çocuklar ise okulda ödev yapma, öğretmene saygı, okul kurallarına uyma ve iyi yetişkin olma sorumluluklarını öğretmekle yükümlüydü.
  • Geçmişte aile ve devlet çocukların bu ihtiyaçlarını karşılarken çocukların kendilerine değer vermezdi, bunu nedeni çocukları sevmemeleri değil, onları disipline etme bilincinin daha baskın olmasıydı. Anne-babalarda sıklıkla karşılaşılan anlayış, ‘çocuk devlete yeni bir yetişkin katmak için doğrulurdu’ anlayışıydı.

Kaynak: Liaudet, J. (1998). Dolto Gözüyle Çocuk Yetiştirmek. Güncel Yayıncılık.

Facebook Yorumları
Cansu Torun
Cansu Torun
Psikodinamik yönelimi temel alan psikoterapi çalışmalarımı ofisimizde sürdürmekteyim; çocuklarla ve ergenlerle psikoterapi yapmakta, aileleriyle çalışmakta ve ebeveyn danışmanlığı vermekteyim. Ayrıca Eylül 2016’dan beri İstanbul Bilgi Üniversitesi Psikolojik Danışmanlık Merkezi’nde kısmi zamanlı uzman psikolog olarak çalışmaktayım.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Wordpress Social Share Plugin powered by Ultimatelysocial